26 Haziran 2022 Pazar

Back in spot

 Bi yerden başlamam gerekti. Yeniden kelimelere dönmem. Geldim. Burdayım. Sözcüklerin kucağına bırakmak istiyorum kendimi ve onlarla avutmak. Kayıplar verdim. Çok büyük ve yeri doldurulamayacak kayıplar. Çok dayandım, çok yoruldum, çok güçlü durdum, çok bıraktım sonra kendimi. Yine toparladım, yine ayağa kalktım, yine güneş doğdu, yine içtim köpekler gibi, yine sevdim aptal gibi, yine inandım, yine güvendim, yine sığındım, yine, yine, yine...

Bir insan ne kadar aptal olabilirse o kadar aptal oldum.

Tebrikler Josephine Roquentin.

Tebrikler. 

8 Şubat 2012 Çarşamba

..

hayat çok tuhaf.

sadece ben bunu yaşamak istemiyorum deyip.
gitmek istiyorum.

8 Aralık 2011 Perşembe

je suis L'etranger

önce küçücük bir çatlaktı kalbimde bir yerlerde.. aldırış etmedim varlığına ya da yokluğuna. varmış gibi bile değildi zaten. acımıyordu da çokça.

sonra

bir gün

bir ses duydum.

bir çatırtı.

ve göğe bakasım geldi, her zamankinden daha derin nefes alasım. bir kediyi sevesim ve bir çiçekte can bulasım.

ama bakmadım, derin derin nefes alamadım. bir kedi yoktu etrafta ve bir çiçek.

yalnızca bir çatlak vardı artık. hissedilen tüm varlığıyla. oradaydı, acıyordu da artık.

sonra

bir gün

bir ses duydum.

bir fısıltı.

"beni kabul et."

ve çok uzaklara gidesim geldi, her zamankinden daha hızlı yürüyesim. bir bebeği sevesim ve balıklara yem veresim.

ama kaldım, yürüyemez oldum. bir bebek de yoktu etrafta ve balıklar.
yalnızca bir boşluk vardı.hissedilen tüm yokluğuyla. oradaydı ve acıyordu.
sanki gittikçe büyüyordu.

sonra
ne çatlağa ne de boşluğa. ne kedilere ne balıklara.
bir gün
kendime ve ona.
ulaşamaz oldum.

23 Kasım 2011 Çarşamba

gibi

Kaybolmus bir seyin ruhunu yasatmaya cabalamak gibi.. Bayramlarda gulumseyip sekerleme sunmak gibi misafirlere.. Hicbirseyin eski tadinda olmadigini bilerek hissederek.. Yine de aynaya bakmadan, gormezden gelmek gibi yuzundeki yarim mutlulugu.. Kabullenmek gibi.. Alttan almak gibi nedenini kestiremeden.. Izin vermek gibi sarhos olmaya delicesine.. Kendini arabalarin önüne atmak gibi durup durmayacaklarindan emin olmadan.. Yine de duracaklari ihtimalini icten ice bilerek guvenmek gibi.. Gulumsemek gibi sevmedigin bir komsuya.. Konusmak gibi hic halin yokken.. kucakacmak gibi bir yabanciya.. yaşlı bi sokak adamina simit vermek gibi.. etrafa bos bakislar atmak gibi gun icinde.. geceleri dua etmek gibi tanri'ya ne isteyecegini bilmeden..nefes almak gibi.. yasamak gibi.. Seni sevmek.. Yasamak gibi çaresiz. beklemek gibi seni sevmek.. Sabretmek gibi.. Bir cocugu büyütmek gibi yaşlanarak.. Kendinden vermek gibi.. Umudu olmak gibi.. Minicik de olsa o umuda tutunmak gibi.. Tutulmak gibi seni sevmek.. Kendine kalmamak gibi.. Uykusuz olmak gibi seni sevmek, yorulmak gibi..Asılı kalmak gibi zamanda , sigara icmek gibi.. Yola cıkmak gibi ayni zamanda.. Yolda kalmak gibi.. Kasvetli bir hava gibi seni sevmek.. Yagmur yagmasi gibi.. Üsümek gibi seni sevmek. bir de, üzlmek gibi.. Yine de vazgecmemek seni sevmekten.. Vazgecememek gibi.

21 Kasım 2011 Pazartesi

ah bazen öz eleştiri yapmalı.

ne kasvetli insanmışsın Josephine! ne eğlenceli bir yanın varmış ne de şen bir halin! insan hep mi mutsuzluğunu yazar? bu kadar mı az iyi şeyler hayatında? bu kadar mı kötü hissediyorsun hep kendini? hiç gülümsemiyor musun sen yahu? komik video filan da mı izlemezsin? aynaya bakıp sivilceni de mi sıkmazsın? espriden anlar mısın peki? nedir bu halin? bir zamanlar donut günleriydi şuydu buydu bi heyecan varmış içinde. O da kalmamış arkadaş. sanki ruhun çekilmiş. sevmedim seni. bu kadar ne ga tif o lun maz. git yüzünü yıka, sivilceni sık. alışverişini yap. telev
izyonunu izle. kitabını oku. gülümse. bedsurat seni! yani gün içinde bu kadar kederli değilsin. insanlara gülüyorsun. ne bileyim ders anlatıyorsun. çocuklarla tiyatroydu oyundu derken neşene diyecek yok. bu blog mu çekecek senin kahrını arkadaşım yapma. bu ne saçmalık ya.


bir aptal öz eleştiri.
hadi öptm


unutmadan bu doğru mu yahu? karıncalar izmaritlerimiz yüzünden kanser mi oluyor.

insanoğlu değil mi her şeye zarar her şeye!

Not: Asla ve asla sigara izmaritlerini yere atma Josephine. Yoksa seni öldürürüm.

22 Temmuz 2011 Cuma

3-4

3

Ben de düştüm. Düşerken sağıma soluma döndüm ki ne göreyim? O ki manzaraların en huzursuz hali, o ki varlığı 3’e bölünmüş biri. Avuçları, gözleri , kalbi , tam da olması en gereken yerleri yok. Peki dedim sen de böylesin. Kafamı başka yöne çevirdim, çevirdim de ne göreyim? O ki gündüzlerin en tutarsız saati, o ki bahçesine çiçekler ekilmiş bir ev, bir tavan arası amma yıkılmış, çiçekler duruyor durmasına da tavşanlar birer ikişer ölmüş. Öyle ki dedim ben gözlerimi kapayayım. Kapadım bir uyku sardı beni. Sanırsam hala düşmekteyim. Uyku ve düşüş. Yakıştılar birbirlerine dedim. Ama uyku sürmüyor ki sonsuza, gözlerimi illa ki açtım bir anda. Açtım ki ne göreyim ? O ki gecelerin en karanlık yeri, o ki gecesi gündüzüne karışmış biri, canına ya kıymış birileri ya da kendisi acemice kana bulamış ellerini. Öldürmüş belli ki kendinden habersizce birini, ya kendini ya kendi sandığı birisini. Ama öldürmüş o kavuştum sandığı bir’i. Anladım ki bundan böyle 3’e bölünmüş benliği. Bulur ama dedim ancak bulur kendini. Yeniden kapadım gözlerimi. Dedim artık görmek istemiyorum bu ürpertici, eski püskü pasaklı yerleri ve istemiyorum kendinden öylece geçmiş kimseleri, saçı yüzüne , yüzü gözüne, gözü ellerine, elleri kalplerine bulanmış kimsesizleri.

4

Gözlerim , soruyorum size, ne kadar süre dayanabilirsiniz bu şekilde, bakınmadan sağa ve sola, geleceğe ve geçmişe, bu hareketsizlikse ihtiyacım olan, bana veremez misiniz Ey Gözlerim?Hayır, dediler ve bitti hareketsizlik. Bitti ki ne göreyim ? Gördüklerim ki ne sana benzer ne bana, ne dala benzer ne ağaca, ne rengi var , ne kokusu, ne şekli var gördüklerimin ne şerri.
Oturmuş bir izbe yerde eli ayağı kesilmiş biri. Saçları düşmüş dizlerine bütün, ağzında sigarası çektikçe çekmiş de bitmiş tütün. Gözleri irice açılmış bakıyor saçlarına. Eli boynunda kalmış saçlarına, belli belirsiz sorular dökülüyor dudaklarından: “kim üzdü bu kadar sizleri? Hani vardı onların kalpleri, en değer bilir yerleri? Kim söküp aldı bu tadı dudaklarımdan? Biledim ben gençliğimi, sardım en kapanmaz yarayı aniden gördüm de seni, bir trene bindimdi, şaşkınım o yola girdim gireli.”

1- 2

1

Mevsimlerden yaz. Yaz ve sıcak. Yaz ve neşeli insanlar. Yaz ve yaz tatilleri. Yaz ve kuraklık. Yaz ve çöl. Yaz ve öl. Ve ölü. Ve içi ölen biri. Ve geriye yaşanılmayası bir sonbahar. Sonbahar tatsız. Sonbahar yağmurlu. Sonbahar son. Bir bakmışsın kış gelmiş. Kış ve kar. Kış ve beyaz. Kış ve o beklenilen yalnızlık. Kış ve o kimsesizlik.

2

boşluk treni. 15. kompartıman. O delici sesleri insanların. O sağır edici soluksuz bekleyiş istasyonu. O hiç gelmeyen istasyon. Peki zamanı geldi artık iniyorum bu trenden diyemeden. Demeye kalmadan, ben izlerken umudu yarım manzarayı penceremden, nefes almak da güzelmiş hani derken, yüzümde kesif bir gülümseme belirmeye hazırlanırken, bir el. Sırtımda bir el. Sarılacak mı bana? Gelen sen misin? Manzarayı tamamlamaya mı geldin, gülüşümü aydınlatmaya, diye geçiriyordum ki ben, aklımdan, aklımdan geriye kalan kırıntılarla.. itti beni. İtti. Bu kadarmış, dedi. Bitti.