5 Aralık 2009 Cumartesi

çöplükler

turkce klipler
bence bu pek cok hayati etkiliyor
diary of roland weweweo
bu yolculuk hayatimi degistirdi
let me teach about you HIV!

insanlar coskularini zarzor kaybediyor. sona da I feel hopeful
hissetme arkadas; ne luzumu var.

bence çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler çöplükler

ayaklanmaaaaaaaaaaaa!
sen bir bogurtusun benim zavallim
ne yazik ki.

10 Eylül 2009 Perşembe

I need space

anladıysan gülümse
çünkü biz normal değiliz
çünkü senin hayatındaki tüm aksaklıklara müdahale edemiyorum
ve onları bazen dışardan bile izleyemiyorum
ve bu en yakınıma yazılmıştır

not:beni affet.

28 Temmuz 2009 Salı

alkolik misin ulan

arms feel weird
wah wahhhh
bi varsınız bi yoksunuz ulan
aslında yoksunuz

24 Temmuz 2009 Cuma

that is a secret universe

zaman farkları ve mesafeler. burda saat 1 oralarda 4 sabaha karşı. Ben öğleni yaşıyorum. Gelecekten geliyorum evet. Ben daha yaşlıyım,bunu ben istediğimden değil. güzellik önemli. Siyasi duygularını öldürdüler bu ülkenin. Kraliçeler aldatılırlar,kaderleri böyledir fakar Bir kraliçe aldatılsa da güçlüdür aldatılmasa da. Üremeye son verilsin. Süratle çürümektir yaşamak.
Deniz dalgalı yine. en son elimi tuttuğunda zemin beyazdı ve bir şeyler taşıyordu içimden. Oysa böyle bir şey olmamıştı,ben hayal etmiştim,rüyamda dokumuştum bu anıyı kendi kendime edinmiştim. yetersizdi. gerçeklikten uzaktım,uzak kalmayı seçiyordum. kim gelip elimi tutsa anlam veremeyecektim çünkü. .garipseyecektim o eli,o et kemik yığınını. ne işi olabilirdi o et kemik parçasının benim et kemik yığınından olma elimde? tüm bunlar saçmaydı. böylesine bir olayda herhangi bir duygulanmaya gerek yoktu. Bir elin benimle ne ilgisi olabilirdi ya da bana sevgiyle bakan gözlerin? Ben o dünyada yaşamıyordum hem,etlerin ve kemiklern dünyasından uzaktım. ben karanlıkta filan da değildim;kendi aydınlığımda devam ediyordum yoluma. bazen kısa devre yapabilirdim.bu normaldi. böbreklerim ağrıyor. Dünya çok dar. Yeryüzü denizde boğulan birinin ağırlığını taşıyamıyor bence. Bu yüzdendir ki yarısı yendi dünyanın.bir Moğol çılgınlığıyla ısırdı elinde tuttuğu küreyi dev ve gülümsedi. onun bu acımasız tutarlılığını sevdim. Bir böcek gibi ezsin beni diye bekledim. Nedense yapmadı. Sanırım doymuştu. ve zaten
ben bir şey yapmadım.

23 Temmuz 2009 Perşembe

stream of consciousness

Oturuyorduk ve bir yerlerdeydik ama ne bilmiyorum,neresi veya kim,kimse yok aslında. Orman gibi de değil,neden oluyor bu bana? Bana ne olduğunu da bilmiyorum. Uzanıyorum ve mutsuzluk . ve bu bir tercih; mutlu da olabilirim pekala ama mutsuzluğu tercih ediyorum. Yüz kaslarıma eziyet olsun diye. Sigara içen bir kadın.tahta ve masa ve hayaletler. Dış dünya ile iç dünya arasındaki sınır kalkmak üzere ve bir beyin sızısı yok. Sadece ifadesizlik yığını,karışık her şey. Havada küçük beyaz noktalar görüyorum,nokta zaten küçük olur. Budist misin? Hayır. Reankarnarson da nesi? Post modern bir dünya bu. Ama dünya. Neresinden baksan dünya; yarısı yenmiş devler tarafından,virüs yayılıyor. kusma ve ishal. Bir büyü yapıldı ve gerçek gözleri önünde artık. Çürüyoruz kısaca;nedenli ve nedensiz. Bir boşluk ve düşmanlık ille de. kendi kendimizin düşmanıyız fakat etrafımızdakilerle savaşıyoruz. İşte adalet böyle yok oldu. Dünyanın yarısı böylece bir dev tarafından ısırıldı. Bir kelebek kanat çırptu ve işte bunlar oldu. O kelebeği ben o an yakalasam yine bunlar olurdu,kimler ölürdü? neden. bugün her şeyden nefret ediyorum.Gözler kalbin aynasıdır,dediler. Aklımda kaldı. İman eksikliği,oysa peygamber gibi biriydi. Defterler,yazılmak için defterler. Okunmak için yazılar. Yazılmak için defterler,defterler için kağıtlar,kağıtlar için kalemler,kalemler için tahtalar,tahtalar için ormanlar,ormanlar için hassasiyet,hassasiyet için sevgi,sevgi için?
buna cevap bulamıyorum.ve oturuyorduk.Karıncalar geziniyordu oturduğumuz yerde.Zemin beyazdı.Ev mi sokak mı bilemiyorum. Yürümeye başlamıştım. Ev olamaz ama ben beyaza kitlenmiştim.Zemin beyazdı. Onlar bir şey tüketiyordu,zararlı. Kimyalarını bozmak için. beyin fonksiyonlarına bir isyan. Huzur verecek bir müziğe tahammülüm yok şu an. Neşeye de. Bir o kadar kedere de. Neye tahammülüm var ben de bilemedim. Hiç bir şarkıyı dinleyemiyorum. Neredeyse varoluşsal bir kriz. Hemen hemen buna yakın ama tam olarak değil. Bu zarftaki derecelendirmenin anlamını ingilizcedeki bir kelimeyle daha iyi verebilirdim gibi geliyor. hemen hemen ya da neredeyse demek yetersiz. Hisleri anlatmada bir kaç dil birden kullanılmalı. Kelimeler yetmiyor bazen ya da ben iyi kullanamıyor olabilirim. Biz orada yürümeye başlamıştık.Elimi tutmuştu sanki ,ben öyle hayal etmiş de olabilirim.Hayal kurmaya ihtiyacı oluyor insanın.Saçlarım uçuşuyordu. Zemin beyazdı.Sanki ağlayacak gibi olmuştum.Neredeyse rüzgara kapılıp gidecekti içimdeki bir şeyler. O derece taşıyordu bedenimden hissettiklerim.Sonrası ne olacaksa? Saçlarım dağılıyor rüzgardan. Başka bir gün yine aynını yaptı onlar,ben de eşlik ettim. Saç telimizi koparsalar anlayacaklardı.Hayır bu yetmezdi. Zemin neden beyazdı? Bir açıklaması yok.Dünya neden üstüme geliyor. Ben bir şey yapmadım.

2 Temmuz 2009 Perşembe

yeni tanıştık?

soru işareti ve günlükler.
2001e ait anılarımı hatırlamak üzere defterimi elime aldım fakat yazdıklarım anlaşılmazdı.
bir halıdan söz ederken bir duvarın kırık parçasının içine hapsolmuş gibi hissederken kendimi(boşuk) kediler için kaygılanıyormuşum.bu da bir sonuçtur nihayetinde. bu da bir anı. yazılmış ve üstü örtülmüş. kedilere saygım ve sevgim sürmekte. mor rengine ilgimi yitirmedim.
ama değişen bir şeyler var. artık yazdıklarımdan bir şey anlaşılıyor sanırım.
o yazılardaki sembolleri ben bile çözemedim.
bir yazının girişi kaldı aklımda:" merba diye başlıycam ama merba diye başlamış olmak ve başlamış olmanın verdiği bir şeyler yok yani ne alaka sadece kalemin rengi için yazıyorum ve yalan söyledim dün"

yani nasıl bir kopukluksa zihindeki
hala böyleyim.

18 Şubat 2009 Çarşamba

çok az şey hatırlıyorum

-Çok az şey hatırlıyorum,neden?
-Bilmiyorum,ben de çok az şey hatırlıyorum.
-Çok az,azıcık. O kadar az ki 10 dakikalık bir zaman dilimini bile kapsamaz 3 seneden geriye kalanlar.
-Çok az şey hatırlıyormuşsun gerçekten.
-Bilmiyorum... tek perdelik bir oyundan bile kısa. 10 dakikayı geçmez. 10 dakika bile etmez. Neden? Neden?Neden?
-Hafızan kuvvetli olmayabilir.



-Saçmalama.
-Saçmalıyorum.
-Evet,kesinlikle!
bunlar hep gri bulutlar. hepsi gri bulutlar.


-sevdiğim bir renk bile kalmadı-
(sanki ölüyorum)



hiçbir şeyin anlamı yok.

her hangi bir yaşam alanında herhangi bir şekilde ve sürekli varolamıyorum.
tek emin olduğum bu.

geçmişimle aramda 10 dakikayı geçmeyecek bölük pörçük sahneler var.










Sonuç olarak: her şey o kadar yok ki. o kadar olur.

10 Şubat 2009 Salı

10 şubat bitti

ve değişen hiç bir şey yok.

5 Şubat 2009 Perşembe

bok surat

-Senin albümlerinin hepsi bende var. Fransızca olanlar bile.
-Bir albümde işe yarayan şarkı sayısı bir iki. İnsanlar niye para versin o albüme?

insanlar ve paraları sonsuz bir değere sahip.

oysa ki;

hepsi birer noktadan ibaret kendi bütünlükleri içerisinde.

hikaye belli,şarkının senaryosu başlı başına büyük bir iş!

-sanki ölüyorum.-

bir perşembe sabahı Dünya ölmekte.. insanlar etraflarına bakınmaktaydılar..

kimi öldürsem?hangi cansız varlığı?

düşün ki her gün uyanıyorsun , bir şeylere bakıyorsun , bir şeyler görüyorsn,görmek istemiyorsun. gömmek istiyorsun. müthiş bir sıkıntı besliyorsun içinde evrene karşı.

bir edebiyat uyarlamasının içinde ölesim var. aslında sadece ölesim var. her hangi bir duruma uyarlamaya gerek yok.. bunlar olacak!

-hadi ölelim.
-ölemeyiz
-neden
-çünkü Godot'yu bekliyoruz.


ben artk beklemiyorum. ölebilirz.
-nasıl.
-bir kalem bir de kağıt ile.

bir kalem ve bir kağıt ile nasıl ölünür.
-ölünmez.

napılır.

bilmem.

28 Ocak 2009 Çarşamba

uykusuzluğun verdiği


donukluk ile geçirebildiğim sabahlar ve ders saatleri..


çok aptal bir rüya gördüm ama bundan söz etmeyeceğim.. şu an söz etmek istediğim tek şey yemek yedikten sonra içine düşüyor olduğum boşluk hali ve amaçsızlık..


şu günlerde pek yemek yemek istemediğimden ötürü bu boşluk ve amaçsızlık halini yaşıyor durumdayım.. ve bir yandan da sağ elimin en sağ kısmını , yataktaki anlamsız bir gerinme esnasında incitmiş olmak canımı sıkıyor ; çünkü en basitinden çantamın askısının altında kıvrılan montumu düzeltemiyorum..


ellerim ve gözlerim olduğu için seviniyorum


ve yaşasın sonsuz boşluk,sizler benim kuarklarımdan gelmesiniz..

sizi bazen sevgi bazen nefretle kucaklıyorum

ama hep kucaklıyorum


nadiren de olsa insanlara beslediğim sevgiden ötürü kuarklarımla anlaşmazlık yaşıyorum

onlar bana sonsuz boşluğun sembolü oldular ve biraz da nesnelerle aramdaki ilişkileri güçleştirdiler..

ama yaşasın varoluş sancısı!

yaşasın sonsuz değişken varoluş hallerindeki kuarkların tutarlılığı!


ve sizi sevmiyorum ey kavmim

yakın beni.

11 Ocak 2009 Pazar

for the Memoirs of Anne Boleyn

These bloody days have broken my heart,
My lust, my youth did them depart.
For your wit alone many men would bemoan,
And since it is so, many still cry aloud.

It is a great loss that you are dead and gone,
A time you had above your poor degree,
Before whereof your friends may well bemoan,
A rotten twig upon so high a tree has slipped your hold
And you are dead and gone.

These bloody days have broken my heart,
My lust, my youth did them depart.
And blind desire of ambitious souls,
Who haste to climb seeks to revert and about the throne
The thunder rolls.

These bloody days have broken my heart….



Thomas Wyatt


3 Ocak 2009 Cumartesi

saat 07:22

hala sarhoşum ve işe gidiyorum