30 Ekim 2008 Perşembe

ölelim , ölelim artık,bitsin bu delicesine koşu..


"yeter yeter , öleceksek ölelim.. haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur...
yeter yeter öleceksek ölelim..."




diyordu kadıncağız son sesiyle.
ben de onu dinlerken bir yandan kafamı kaşımakla meşgul idim.. bir yandan da önümde duran sevgili günlük'e cümleler yazıyordum.
zaman böyle geçip gitmekteydi. tek sıkıntım uyuyup uyuyup dinlenememekti. hep bi şekilde yorgun uyanıyordum hayata. bu beni daha da yoruyordu ama elimden ne gelirdi ki.. ilaç rüyama girmişti örneğin..ilaç boğazımdan geçmiyordu ve ben bayılacak gibi oldum üst geçitten geçerken. her şey çok fazlaydı çünkü konuşurken sesim titremese de.
her şey çok fazlaydı,ruhum bunun farkındaydı ve karşı gelemiyordu .
nasıl karşı gelebilirdi ki?
peki ben neden onca saatimi bunlara ayırıyordum
neden bir senemi harcamam gerekti? ne için? neden? niye? ne gereği vardı? neye ulaşacaktım? ulaşmak istediğim bir nokta var mıydı ki? vardı da benim mi haberim yoktu?

(bu tür sorular için bu renk fazla iyimser)




"arkadaşım bana sevgilimin mezarını ziyaret edersem acılarımın hafifleyeceğini söyledi."

dip not: her gün daha fazla yaşamak istemediğimi düşünüyorum.

2 yorum:

fish in the sky dedi ki...

o mezara gidersen onu affetmiş olursun ve tekrar dirilmesini istersin bu ise daha acı olur o mezara gitme

stuck dedi ki...

pink elephant